Bu Yaşadığım Benim Hayatım mı?



Ray-Ban Hikayelerimde kayıtlı fotoğrafları gözden geçirirken, garip bir şaşkınlık ve şaşkınlık karışımı hissetmekten kendimi alamıyorum. Bir zamanlar hayatımın anlarının basit hatırlatıcıları olan bu anlık görüntüler, şimdi daha derin bir anlam taşıyor. Bireysel deneyimlerimizin özü hakkında sorular ortaya çıkaran bir çağ olan Büyük Veri çağına girişimizi temsil ediyorlar.
Bahse girerim siz de bunu hissetmişsinizdir - dünya gözlerimizin önünde değişiyor. Veriler artık sıcak bir kucaklama gibi etrafımızı sararak hem rahatlık hem de belirsizlik sunuyor. Uçsuz bucaksız çevrimiçi ortama dağılmış dijital ayak izlerimiz, bağlantılar kurar ve kolektif kimliğimizin bir resmini çizer.
Ama bu fotoğraflara baktığımda, düşünmeden edemiyorum: Bu anıların sahibi gerçekten kim? Tek başına mı benim yoksa hayatımızı analiz eden ve tahmin eden algoritmalar tarafından mı paylaşılıyor? Bu görüntüleri gördüğümde hissettiğim duygular gerçek mi, yoksa bunlar sadece dünyamızı yöneten dijital kalıpların bir yansıması mı?
Çevrimiçi ve çevrimdışı benliğimizi ayırt etmek giderek zorlaşıyor. Hayatlarımız, bizi birbirimize bağlayan görünmez veri iplikleriyle iç içe geçmiş durumda. Ve bu görüntüler önümde titreşirken kendimi şunu sorgularken buluyorum: Yaşadığım benim hayatım mı yoksa bu dijital dünyada bir arada var olan sayısız diğeriyle iç içe geçmiş bir hayat mı?
Hikayelerimiz, Büyük Veri'nin bu büyük anlatısında birleşirken, bireyselliğimizi gözden kaçırmamalıyız. Eşsiz deneyimlerimiz, duygularımız ve anılarımız bizi gerçekten tanımlayan şeylerdir. Bu nefes kesici yeni çağda, verilerin gücünü kendi hikayelerimizin güzelliği ile dengelemeyi hatırlayalım. Çünkü bu hikayelerde insanlığımız parlıyor - hem çevrimiçi hem de çevrimdışı yaşadığımız hayat, hepimizin paylaştığı olağanüstü yolculuğun bir kanıtı.
James Wright, Stanford'25