Rüya, uyuyan bir kişinin zihninden geçen bir dizi duyum, görüntü veya düşünce. Hoş olmayan veya korkunç bir rüyaya kabus denir. Herkesin rüya görmesi muhtemeldir. Rüya gördüğünü inkar eden bir kişi muhtemelen onları hatırlayamadı. Doğuştan kör olan kişi, ses, dokunma ve fikir hayalleri kurar.
Rüya görme, tüm düşünceler gibi, beynin serebral korteks adı verilen kısmında gerçekleşir. Korteks, beyin sapının pons adı verilen bir bölümünde üretilen kimyasallar tarafından uyarılır. Rüya aktivitesinin, korteksin göz hareketlerini kontrol eden, ancak başka bir vücut aktivitesini kontrol etmeyen bir bölgesinde merkezlendiğine inanılır. Bu nedenle, bir rüya sırasında, hatta şiddetli fiziksel eforla vurgulanan bir rüya sırasında bile, kapalı göz kapaklarının arkasında gözlerin önemli bir hareketi vardır, ancak çok az vücut hareketi vardır.
Çoğu insan bir gecede dört ya da beş kez rüya görür. Bir rüya siyah beyaz veya renkli olabilir. Genellikle yaklaşık 10 ila 40 dakika sürer, sabah yaklaştıkça uzunluk artar. Rüyalar genellikle hafif uykunun REM adı verilen evresinde görülür. (REM, rüya görmeye eşlik eden hızlı göz hareketini ifade eder.)
İnsanların neden rüya gördüğü, yani rüyaların hangi amaca hizmet ettiği kesin olarak bilinmemektedir. Ancak uyku ve rüya görmeyle ilgili deneyler, rüya görmenin psikolojik ve fizyolojik bir ihtiyacı olduğunu göstermiştir. Uyku laboratuvarlarındaki kişiler bir veya daha fazla gece REM uykusundan mahrum bırakıldıklarında, sonraki gecelerde rahatsız edilmeden uyumaya bırakılırsa yüzde 60 daha fazla rüya görüyorlardı. Kaybolan hayallerini telafi etmeye çalışıyor gibiydiler. REM uykusundan mahrum kalan birçok kişi, uyanık oldukları saatlerde psikolojik ve fiziksel anormallikler gösterdi; ancak diğerleri belirgin bir rahatsızlık göstermediler. Bununla birlikte, genel olarak uzmanlar, rüya görmenin zihinsel ve fiziksel esenlik için gerekli olduğu konusunda hemfikirdir.
Rüyalar ilkel zamanlardan beri çok merak ve korku uyandırmış ve bunların etrafında çeşitli hurafeler gelişmiştir. Bazı eski halklar rüyaların tanrılarından gelen mesajlar olduğunu düşündüler.
Rüyalarla ilgili ilk sistematik çalışma 1800'lerin sonlarında psikanalizin babası Dr. Sigmund Freud tarafından başlatıldı. Freud, Düşlerin Yorumu'nda (1900) belirli arzuların bilinçli zihinde hareket eden bir sansürleme süreci tarafından kontrol edildiğini iddia etti. Uykuda bu sansür çalışmaz. Dürtüler, bilinçdışından bilinçli zihne serbestçe geçer ve burada bu dürtüler rüyalar şeklinde ortaya çıkar. Freud'a göre rüyalar, kişinin uyanıkken asla dile getiremeyeceği arzuları tatmin eder ve bu nedenle rüyalar duygusal rahatsızlıklar için önemli ipuçları verir.
Psikiyatristler, rüya analizinin değeri hakkında çeşitli görüşlere sahiptir. Bazıları rüya analizinin çok az değerli olduğunu düşünüyor; diğerleri buna Freud'dan daha fazla vurgu yaptı. Bununla birlikte, Freud'un aksine, birçok modern psikiyatrist, rüyaları bilinçsiz arzuların yerine getirilmesinden ziyade sorunları çözme girişimleri olarak görme eğilimindedir. Bazı araştırmacılar bu iki görüşü de reddeder; rüyaların, uyanıklık sırasında toplanan bilgileri bellekte reddetme veya saklama için bir ayırma aracı olduğunu söylüyorlar.